Dizi; "İnsan sahip olduğuyla değil, kaybettiğiyle insan olur" mottosundan yola çıkarak, hayatın tüm zorluklarına rağmen umudunu kaybetmeyen Azra ile zenginlik içinde büyümesine rağmen ruhu yalnızlıkla dolu olan Cenk’in kesişen kaderlerini konu alır. Azra, Amerika'da aşçılık okuyan, ailesine bağlı, neşeli ve geleceği parlak bir genç kızdır. Ancak babasının bir patlamada şüpheli ölümüyle hayatı altüst olur. Üvey annesi tarafından mirastan mahrum bırakılarak otizmli kardeşi Mert ile birlikte sokağa atılır. Çok geçmeden Mert'in de kaybolmasıyla Azra, hayatının en büyük acısıyla yüzleşir. Diğer taraftan Cenk, Türkiye’nin en büyük gıda şirketlerinden biri olan Çelen Grubu’nun varisidir. Amerika'daki okulundan kovulup ailesinin yanına dönen Cenk, çocukluğunda babasının ölümünden kendini sorumlu tuttuğu için asi, öfkeli ve insanlara karşı mesafelidir. İkilinin yolları önce havaalanındaki bir valiz karışıklığıyla, ardından da kaderin garip bir oyunuyla kesişir. Azra'nın yolu, torunlarının ve çocuklarının mirassızlık ve kibir içinde yozlaştığını gören Çelen ailesinin ulu çınarı Feride Hanım ile kesişir. Feride Hanım, Azra'nın iyiliğinden ve dürüstlüğünden etkilenerek aile şirketinin yönetimini ve mirasının büyük kısmını bu yabancı kıza bırakacağını açıklar. Bu karar Çelen konağında büyük bir deprem yaratır ve Cenk ile Azra'yı karşı karşıya getirir. Düşmanlıkla başlayan bu ilişki, Mert’in bulunma süreci, aile sırları ve hırsların gölgesinde zamanla tutkulu ve kopması imkansız bir aşka dönüşür.




























